Aşkı Derun Kimdir?

1970 yılında Erzurum’un manevi kalelerinden biri olan Aşkale’de dünyaya gözlerini açan müellif, hayat yolculuğuna fıtri bir tasavvuf neşvesiyle başlamıştır. İlk, orta ve lise tahsilini memleketi Aşkale’nin vakur ikliminde tamamlamış olsa da, asıl ruh dünyası babasının rehberliğinde şekillenmiştir. Daha henüz üç aylık bir bebekken, beşeri idrakin ötesinde bir lütufla, Gavsü’l-Azam Seyyid Abdülhakim el-Hüseyni Hazretleri’nin mübarek kucağına bir kundak içinde emanet edilmiştir. Rahmetli babasının naklettiğine göre, kulağına ezan sesleri bizzat Gavs Hazretleri’nin dualarıyla okunmuş; böylece ruhuna ömür boyu sürecek olan o mukaddes davanın ilk tohumları ekilmiştir.

Gençlik yılları, Menzil’in manevi pınarlarından beslenerek geçmiş; Muhammed Raşid Hazretleri’nin feyizli nazarlarına şahitlik etmiştir. Ardından Seyyid Muhammed Nurani Hazretleri’nin irşad halkasına dahil olan yazar, hayatının en şerefli dönemlerinden birini bu kapıda fiili hizmetle geçirmiştir. Özellikle Aşkale dergâhının kuruluş aşamasında bir hizmet neferi olarak bulunmayı, bugün dahi hayatının en büyük devleti saymaktadır. Bu kutlu yolculuk; Gavs-ı Sani Hazretleri’ne olan bağlılığı, Balıkesir’de Semerkand Dergisi İl Başkanlığı ve Radyo 15’in kuruluşu gibi hizmetlerle devam etmiş, ardından Konya’da Muhammed Konyevi Hazretleri’nin riyasetinde İstanbul’un Anadolu Yakası’nda sohbet halkaları kurmaya kadar uzanmıştır.

Seyda Hazretleri’nin Manevi Saltanatı ve Yazarın Acziyeti

Müellifin hayatındaki asıl sükûn ve kemalat noktası, Şeyh Seyda Abdülgani el Erzurumi Hazretleri’nin hilafet almasıyla birlikte O’nun ali kapısına intisap etmesiyle vuku bulmuştur. Seyda Hazretleri; sadece bir mürşid değil, asrın manevi karanlıklarını ilmi ve nuruyla aydınlatan, Sünnet-i Seniyye’nin yaşayan bir timsali olan eşsiz bir gönül sultanıdır. O’nun huzuru, nefsin sustuğu ve kalbin konuşmaya başladığı bir edep meclisidir. Seyda Hazretleri’nin müridlerine olan şefkati, ümmetin dertleriyle dertlenişi ve her an Allah ile olan sarsılmaz bağı, O’nun yüceliğinin en bariz nişanesidir. Şeyh Seyda Hazretleri, Erzurum’un manevi mirasını omuzlarında taşıyan, heybetiyle vakur, merhametiyle kuşatıcı bir kutuptur. O’nun irşadı, bir mürid için karanlık bir gecede yol gösteren dolunay misalidir; attığı her adım sünnete uygun, her sözü ise bir kalbi ihya etmeye matuftur.

Bu yüce kapının eşiğinde yazar, kendini her daim büyük bir acziyet ve tevazu içinde tanımlamaktadır. Seyda Hazretleri’nin heybeti ve manevi büyüklüğü karşısında kendi noksanlıklarını gören müellif, her türlü eserini ve hizmetini ancak O’nun himmetine ve dualarına borçlu olduğunu bilmektedir. Yazara göre asıl olan; kendisinin bir varlık göstermesi değil, Seyda Hazretleri gibi bir güneşin yanında sönük bir zerre misali, O’nun nurunu yansıtmaya çalışmaktır. Seyda Hazretleri'ni anlatmaya kelimelerin yetmeyeceğinin bilincinde olan yazar, kendi varlığını bu büyük davanın içinde sadece bir hizmetçi olarak konumlandırmaktadır.

Aşk-ı Derun Mahlası ve Siyer-i Nebi ile Hemhal Oluş

Müellif, "Aşk-ı Derun" mahlasıyla kaleme aldığı çalışmalarında, kendi şahsını tamamen perde arkasında tutarak, sadece Resulullah (s.a.v) Efendimiz’in hayatını ve Seyda Hazretleri’nin işaret ettiği tasavvufi derinliği ön plana çıkarmaktadır. Siyer-i Nebi üzerine yaptığı ilmi araştırmaları, kuru birer bilgi yığını olmaktan çıkarıp; içine tasavvufun naif ruhunu, muhabbeti ve edebi katarak özgün bir sohbet dili inşa etmiştir.

Bu sohbetlerin ve yazıların yegâne gayesi; Peygamber Efendimiz’in ahlakını, Seyda Abdülgani el Erzurumi Hazretleri’nin o muazzam ve yüce rehberliği aracılığıyla gönüllere nakşetmektir. Yazar, Seyda Hazretleri’nin yüce makamını anlatmayı bir borç bilirken, kendi yerini sadece o mukaddes kapıda bir hizmetçi, bir garip yolcu olarak tayin etmiştir. Bugün de aynı mütevazı duruşla, Seyda Hazretleri’nin irşad gölgesinde, Siyer ve tasavvufun o derin ikliminde kalem oynatmaya ve gönül ehliyle buluşmaya devam etmektedir.