Ahmed Murad Kılıç Kimdir?

1985 yılında Osmaniye’de doğan Ahmed Murad KILIÇ, hayatını İstanbul’da denizcilik sektöründe teknik hizmetler vererek idame ettiren bir dünya yolcusudur. Ancak onun nazarında asıl hayat; fani olanın peşinde koşmak değil, Bâki olanın yeryüzündeki gölgeleri olan Allah dostlarının izini sürmek ve o kapıların eşiğinde bir "muhib" olarak bekleyebilmektir.

Yazarın gönül dünyasındaki en büyük şeref ve uyanış, 2014 yılında Adıyaman’ın bağrından tüm dünyaya edep ve muhabbet yayan Gavsü’l-Vâsılîn, Seyyidü’l-Mürşidîn, el-Hüseynî Es-Seyyid Abdülbâkî El-Bilhânîsi (Gavs-ı Sâni) Hazretleri’ne intisap etmesiyle başlamıştır. Gavs-ı Sâni Hazretleri; ömrünü ümmet-i Muhammed’in ıslahına adamış, silsile-i şerifin nurunu asrın karanlığına bir kandil gibi tutmuş, şefkatiyle kalpleri yumuşatan bir rahmet deryasıydı. Dokuz yıl boyunca o deryadan bir katre nasiplenmeye çalışan yazar, mürşidinin dar-ı bekaya irtihaliyle yetim kalmış bir gönülle, emanetin ve feyzin izini sürmeye devam etmiştir.

Bu arayış ve bağlılık, onu bugün Bursa’da irşad makamında bulunan, Nakşibendi-Halidi yolunun vakur ve mümtaz temsilcisi Hâdimü’l-Müslimîn, el-Fakirü ilellâhi’l-Ganî, Nakşibendî-i Hâlidî Şeyh Seyda Abdulğani el-Erzurumi Hazretleri’nin kapısına ulaştırmıştır. Erzurum’un o sert ama sarsılmaz manevi disiplinini, Mevlana Halid-i Bağdadi Hazretleri’nin çizgisiyle birleştiren Seyda Hazretleri; ilmiyle amel eden, her nefesinde sünnet-i seniyyeyi ihya etmeye çalışan bir istikamet abidesidir. Onun huzuru, dervişin nefsiyle olan cenginde sığınılacak bir liman, sözleri ise kalpteki dünya kirini temizleyen birer hikmet pınarıdır.

Ahmed Murad KILIÇ, bu büyük sultanların isimlerinin geçtiği bir metinde kendi isminin zikredilmesinden dahi hicap duymaktadır. Kendisini ne bir sofi ne de bir yazar olarak görmekte; sadece bu iki cihan saadetinin kapısında bekleyen aciz bir muhib, o büyüklerin sofrasından dökülen kırıntıları kağıda dökmeye çalışan bir kalem ehlidir. Bu çalışma; ne bir ilim iddiasıdır ne de bir üstünlük beyanıdır. Sadece, Gavs-ı Sâni Hazretleri’nin bıraktığı manevi mirasa ve Seyda Abdulğani el-Erzurumi Hazretleri’nin gösterdiği hakikat yoluna duyulan sarsılmaz bir sadakatin, bir "hiç" hükmündeki muhibbin dilinden naçizane ifadesidir.

"Maksadımız sadece o mübarek kapıların kokusunu duymak ve o kapılardan birinde ruhu teslim edebilmektir. Zira biliriz ki; Sultanların kapısında toprak olmak, dünya sultanlarına taç olmaktan evladır."